29 Temmuz 2012 Pazar

Ünlü Matematikçi John Nash'ın EVLİLİK TEORİSİ

Oyun teorisini bulan ve dünyayı değiştiren, hayatı filmlere konu olan John Nash'in evlilik teorisini hiç merak ettiniz mi? Geçtiğimiz günlerde bir kongre için Türkiye'ye gelen ünlü matematikçi John Nash'i daha yakından tanımak ister misiniz?

Einstein'in odasına dalan ve kafa tutan, şizofreniyi zekasıyla yenebilen, hayatı "Akıl Oyunları" diye filme çekilen bir matematikçi, Adam Smith'in pabucunu dama atan adam... Oyun teorisini bulan John Nash'in evlilik teorisi de var. Ve çok basit:

"Eğer bir konuda haksızsanız eşinizle tartışmanızda bunu mutlaka hemen itiraf edin, eğer bir konuda haklıysanız susun! Çünkü bir kadını konuşarak ikna edebilme şansınız yoktur..."

İşte John Nash'le ilgili çarpıcı bilgiler;

NASH'İN EVLİLİK TEORİSİ

Nash’in ikinci eşi Alicia ile çalkantılı bir evliliği oldu. Nash’in Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de ders verdiği yıllarda öğrencisi olan El Salvador’lu genç kız, kendisi gibi çok çekingen olan profesörden çok etkilenmişti. Nash, fizik öğrencisi Alicia Larde ile 1957’de hayatını birleştirdi. 1958’de Alicia hamileyken Nash’in şizofreni belirtileri ortaya çıkmaya başladı. 1959 yılında Nash hiç istemese de kendisini hastaneye yatıran da yine Alicia oldu.

Elinde New York Times gazetesiyle üniversitedeki öğrencilerine ‘Uzaylılardan sadece kendisinin anlayabileceği bir mesaj geldiğini, ve bunun da haberlerin arasına gizlendiğini’ söylemesi hem okul yönetimi hem de eşi için artık alarm çanlarının çalmasına sebep olmuştu. 1970’e kadar Nash, o hastaneden diğerine gönderildi, üzerinde deneysel terapiler uygulandı. Fakat Nash, her tür tedaviyi reddediyor ve bir an önce hastaneden çıkarak matematik çalışmalarını sürdürmek istiyordu.

1963 yılında Alicia, Nash’ten boşanmaya karar verdi. Ancak Nash 1970 yılında doktorları ‘Ben bu hastalığı zekamla kontrol altında tutabilirim’ diyerek ikna edip hastaneden taburcu edildiğinde eşi ona evinin kapılarını tekrar açtı. 2001 yılında yeniden evlendiler. Dün de Alicia Nash, eşinin yanında çok sempatik bir tavırla oturuyor ve kendisine gösterilen ilgiden çok memnun görünüyordu. Ekonomide devrim yaratan Nash’in evlilik konusunda da erkekleri ilgilendiren bir teorisi var: Eğer bir konuda haksızsanız eşinizle tartışmanızda bunu mutlaka hemen itiraf edin, eğer bir konuda haklıysanız susun! Çünkü bir kadını konuşarak ikna edebilme şansınız yoktur...

27 sayfalık tez ile dünyayı değiştirdi

Babasının ismini taşıyan John Nash, küçük yaşlarında da etrafındaki diğer çocuklardan çok farklıydı. Kız kardeşi dahil hepsi sokakta oynamayı tercih ederken o evde deneyler yapmayı, matematik teorilerini ispatlamayı seçiyordu. Kimyaya ilgisi yüzünden bir gün evde yaptığı karışımın patlamasıyla bir arkadaşı ölse de o bilime merakını hiç kaybetmedi. Harvard Üniversitesi’ne gitmeyi düşünüyordu ancak Harvard kendisine daha düşük prestijli bir burs verince tercihini Princeton’dan yana kullandı. Bilinen matematiği öğrenmek yerine matematiği yeniden yazmayı hayal ediyordu. Ve o hayal 27 sayfalık bir tez ile gerçekleşti. Oyun Teorisi tezi, John Nash’e 44 yıl sonra Nobel Ekonomi Ödülü’nü getirdi. Oyun Teorisi, yazıldığı tarihten sonra her yıl başka bir alanda kapılar araladı.

11 yıldır Oyun Teorisi üzerine çalışmalar yürüten Güney Florida Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Berna Tuncay Nash’in geliştirdiği teoriyle ekonomi biliminde açılan kapıların aynı DNA’nın ilk kez keşfedilmesiyle biyolojide yaşanan devrimi andırdığını belirtiyor.

Nash, 23 asal sayısına tutku derecesinde bağlı. Bu sayının özel bir önemi olduğuna inanıyor. Hastalığı, ilk kez Life dergisinde Papa 23’üncü John’un fotoğrafını gören Nash’in etrafındakilere fotoğraftakinin kendisi olduğunu söylemesiyle başladı. Akademik hayatı boyunca da 23 makale yazdI.

En basit anlatımıyla oyun teorisi

Ekonomi bilimi Nash’ten önce ve Nash’ten sonra olarak ikiye ayrılıyor. Nash’ten önce ekonominin babası olarak görülen Adam Smith’in ‘Her insan kendi çıkarını düşünür ve ona göre hareket ederse toplumun refahı da aynı şekilde artar’ görüşünden hareketle teoriler üretilirdi. Nash ise, ‘Her insan hem kendi çıkarını hem de ait olduğu grubun menfaatlerini düşünür ve ona göre hareket ederse toplam refah artar’ görüşünü ortaya koydu. Oyun teorisini anlatan en iyi örneklerden biri ‘Prisonner’s Dilemma’ olarak bilinen basit örnek:

Polis, bir hırsızlık vakasından dolayı iki kişiyi gözaltına alıyor. Her ikisinin de soyguna karıştığı biliniyor ancak yeterli delil yok. Bu nedenle şüpheliler ayrı hücrelere konularak her birine ayrı ayrı şu seçenekler sunuluyor:

- Eğer soygunu arkadaşınla birlikte yaptığını itiraf edersen ve arkadaşın sessiz kalmayı seçerse sen hiç ceza almayacaksın, arkadaşın ise 4 yıl hapse girecek.

- Eğer sessiz kalırsan, arkadaşın da sessiz kalırsa ikiniz de delil yetersizliğinden sadece 1 yıl hapis yatacaksınız.

- Eğer ikiniz de itiraf ederseniz o zaman 2’şer yıl hapse gireceksiniz.

Nash öncesi teori, herkesin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini söylüyordu. Bu durumda en az cezayı almak isteyen mahkumlar, kendilerine yapılan bu teklifte sessiz kalmayı seçip 1 yıl hapse razı olmalıydı. Ancak Nash işte bu noktada devreye girdi. ‘Ya o beni ele verirse! O zaman 4 yıl hapis yatarım’ korkusu nedeniyle bu hikayenin sonunda her zaman her iki mahkumun da suçu itiraf ederek 2 yıl hapis yattığını görüyoruz. İşte bu noktaya da Oyun Teorisi’nde ‘Nash dengesi‘ (Nash equilibrium) adı veriliyor.

‘Einstein haklıydı’ kahkahası

Yine o günlerden birinde yerçekimi ve Kuantum Fiziği konusunda bir fikir buldu. Bunu hemen üniversitede misafir profesör olarak ders veren gelmiş geçmiş en büyük dahi Albert Einstein ile paylaşmak istedi. Odasına gitti ve tam 1 saat boyunca bu yerçekimi teorisinden bahsetti. Einstein’ın 1 saat sonunda verdiği yanıt, ‘Sen git biraz daha fizik öğren’ şeklinde olunca çok büyük hayal kırıklığı yaşamıştı. Ancak 1 yıl sonra Nash’in o gün Alman fizikçiye anlattığı fikir, bir başka fizikçi tarafından bir makale olarak fizik dünyasına sunulmuştu. Bu durum aslında Nash’in Einstein’a karşı galibiyeti olarak yorumlandı. Kısaca hatırlattıktan sonra kendisine bu olayı sordum. Ufak bir kahkaha attı ve ‘Benim fikrimi savunan o makale reddedilmişti. Yani hiç yayınlanamadı’ dedi. Yani bir anlamda ‘Einstein haklıydı’ demeye getirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Eğer kayıtlı üyelerimizden biri değilseniz Yorumlama Biçimi olarak Adı/URL veya Anonim'i seçiniz...